Bir başka WordPress sitesi

İNANÇ / Mavi İnanç Emre’nin Yazısı

0 97
Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

İnsanların birçoğu Allaha inandıklarını söylerler. Ancak gerçekte Allahı gereği gibi tanıyıp takdir edemezler. Çünkü bunun için “akıl sahibi” olmak gerekir.

Allahı gereği gibi tanımak ve takdir etmek için akıl gerekir derken burada kastedilen “zeka” değildir. Akıl ve zeka birbirinden tamamen farklı iki kavramdır. Zeka, bir insanın biyolojik olarak sahip olduğu zihinsel kapasitedir. Akıl ise sadece müminlere ait bir özelliktir. Allahtan korkup sakınan takva sahibi müminlere Allah Katından büyük bir nimet olarak verilir. Akıl, Allahın samimi kullarına verdiği bir nur, bir anlayıştır. İnsanın takvası ölçüsünde bu anlayış, yani sahip olduğu akıl seviyesi de artar.

Akıl sahibi insanın en belirgin özellikleri, Allahtan korkup sakınması, daima vicdanına uyması, her olayı, gördüğü herşeyi Kurana göre değerlendirmesi ve Allahın rızasını aramasıdır.

Bir insan, dünyanın en zeki, en bilgili, en kültürlü insanı dahi olsa eğer bu özelliklere sahip değilse “akılsız” olacaktır ve birçok gerçeği göremeyecek, kavrama yeteneğinden yoksun kalacaktır.

Zeka ile akıl arasındaki farkı şöyle bir örnekle de belirginleştirebiliriz: Bir bilim adamı, örneğin vücudun sinir sistemi ile ilgili, yıllarca çok derin ve detaylı araştırmalar yapmış olabilir. İnsan bedeninde gerçekleşen olağanüstü sinir iletimleri konusunda dünyanın en bilgili kişisi de olabilir. Ancak eğer akıl sahibi değilse, bu kişi sadece sinir hücreleri arasındaki işlemler ile ilgili bilgileri taşıyan bir insan olmaktan öteye gidemeyecektir. Yani sahip olduğu bu bilgilerin ardındaki önemli gerçeği kavrayamayacaktır. Oysa akıl sahibi bir insan, sinir sistemindeki mucizevi özellikleri, bu sistemin detayındaki mükemmellikleri görerek, bu kadar kusursuz bir yapının ancak ve ancak bir Yaratanı, üstün akıl sahibi bir tasarlayıcısı olması gerektiğini anlar.
Fakat herşey için çok geç…
Büyük balonların eceli daima , küçücük iğnelerdir…
Yaşarken ölmekte var en iyisi vakti geldi mi gitmek.Sebepsizce.
Biz insanlar öleceğimizi biliriz ve bunu sıklıkla unuturuz. Örneğin, kadın dergilerinde “yaşlanmayı önleyici öneriler” yer alır. Ölüm konusu ise aklımızı fazlasıyla meşgul etmesine rağmen yaşantılarımızda biraz daha “kendi halimize bırakılan” bir konu olagelmiştir. Yukarıdaki örnekler ya da benzerleri gibi çok irdelenen ve ortada dolaşan bir özelliği yoktur. “Bilmem kimler günde kaç kez ölümü düşünür” ya da “ölümü önleyici öneriler” tarzı bir magazinsel yanı olmamıştır. Herkes hayalini kurduğu şeylerin nasıl yaşanacağını gözünün önüne getirmeye çalışır; örneğin bir kadın evleneceği gün nasıl bir gelinlik giyeceğini, bir erkek imkanları olduğunda hangi model bir araba alacağını düşler ve zihninde o anı canlandırır. Çocukken büyüyünce ne olacağını düşünür insan. Peki öleceğiniz anı gözünüzde canlandırdığınız olur mu hiç? Nasıl öleceğinizi, kaç yaşına kadar yaşayacağınızı ve yaşadığınız hayata hangi biçimde veda edeceğinizi düşünür ve hayal eder misiniz?

Hayatınızdaki ilk anı düşündüğünüzde muhtemelen anne karnından ilk çıkışınız aklınıza gelmiyordur. Hatta bu ana dair aklınızdaki görüntü ya da sesler düşündüğünüz yaşa veya zamana göre farklılık gösteriyordur. Ölüm anınızla ilgili nasıl bir görüntü geliyor aklınıza bilmiyorum ama bu anı eğer paylaşabiliyor olursanız da yaşayanların bunu öğrenemediği kanımca herkesçe kabul gören bir gerçektir. Bu öğrenememe durumu ve ölüm sonrasına duyulan merak öyle gerçeklerdir ki, bugün ve geçmişte hayatımızı etkileyen belki de en büyük etken olan “inanç” olgusu, bu gerçeklerin üzerine temellenmiş ve yükselmiştir. Öyle ki, insanoğlu hayatını “ölümden sonra” daha güzel “yaşamak” adına tüketmiş hatta kendince yeri geldiğinde hayatından vazgeçmiştir.Birde içimden geleni söylemek istiyorum artık.Bu kruvaze yaka konuşmalardan vazgeçin.İman ile paranın kimde olduğu belli olmaz.!

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.